KIZIL KULE

Limandadır. Beş yıl süren uzun bir kuşatmadan sonra Sultan Alaaddin Keykubat Alanya'yı ele geçirmiş ve kızıl kulenin inşa emrini Alanya tersanesini koruması için vermiştir. Kızıl kule, Alanya?yı temsil eden en önemli şehir markasıdır. 250.000 TL lik banknotlarının üzerine basılmıştır. Kentin sembolü olan sekizgen planlı yapı 13. yüzyıl yapımı, Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden biridir. 1226 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Sinop Kalesi?ni yapan Halepli yapı ustası Ebu Ali Reha el Kettani?ye yaptırılmıştır. İnşaat sırasında belli bir yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu için üst kısmı pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını almıştır. Kule duvarlarında antik çağdan kalma mermer bloklar görülmektedir. Sekizgen planlı ve her bir duvarı 12.5 metre genişliğinde olan kulenin yüksekliği 33 metre, çapı 29 metredir. İçinde zemin dahil beş kat vardır. Kulenin üstüne yüksek aralıklı ve 85 basamaklı taş merdivenle çıkılır. Kulenin alt kısmında bulunan kesme taşların Dim Boğazı'nın doğusundan getirildiği bilinmektedir. Kızıl Kule'nin bulunduğu yer itibariyle doğu cephesi ile batı cephesi arasında iki metrelik bir yükseklik farkı vardır. Yükseldikçe mazgal deliklerinden çevreyi gözetleyebilirsiniz. Kulenin en üst katı açıktır. Aşağıya baktığınızda yükseklikten ürperecek, yarımadayı çepeçevre saran surlarla aralarına serpiştirilmiş kuleleri, limanı, beş gözlü tersanenin etkileyici görüntüsünü ve şehrin doğu bölümünü seyretme olanağı bulacaksınız.

Kulenin tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata kadar ulaşır. Kulenin ortasında bir sarnıç bulunur. Kule denizden gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi korumak amacıyla yapılmış ve yüzyıllar boyunca askeri amaçla kullanılmıştır. İnşa sırasında Antik Çağa ait devşirme malzemeden yararlanılmıştır. Her bir yüzdeki mazgallar, gözetleme pencereleri, düşmana zift ve kaynar su dökmeye yarayan önleri peçeli delikler yapıya ayrı bir güzellik verirler.  1950?li yıllarda onarılan kule 1979 yılında ziyarete açılarak birinci katı Etnoğrafya Müzesi?ne dönüştürülmüştür.

SELÇUKLU TERSANESİ

Kızıl Kule?den çıktıktan sonra surlara bitişik patika yolu izleyip karşınıza çıkan merdivenden indiğinizde yaklaşık 200 metre sonra  tersaneye ulaşacaksınız. Selçukluların Akdeniz'le ilk tanışmalarını simgeleyen Tersane de Alanya Kalesi'nin bütünlüğü içerisinde tüm görkemliği ile sağlam bir şekilde durmaktadır. Alanya Tersanesi, Türklerin kurmuş olduğu ilk organize tersane olarak kabul edilmektedir. Bu tersane, Kızıl Kule'den iki yıl sonra, 1228 yılında Sultan Alâüddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Sultan bu gayretiyle, doğudan gelebilecek tehlikelere karşı koyarak "Sultanülbahreyn" (İki denizin sultanı) olma arzusunu gerçekleştirmiş olur. Tersane 56,4 metre uzunluğunda, 44 metre derinliğinde ve beş gözlüdür.  Her göz, 7,70 metre genişliğinde, 42,30 metre derinliğindedir. Derinlikteki 1, 7O metrelik fark, duvarların kalınlığından kaynaklanmaktadır. Giriş kapısındaki yazıt Sultan'ın armasını taşımakta olup rozetlerle süslüdür. Tersanenin bir yanında mescit öteki yanında muhafız odası bulunur. Gözlerden birinde de zaman içinde körlenmiş bir kuyu vardır Kapının tam ortasına yaklaşıp başı­mızı yukarı kaldırdığımızda yazıldığı günkü özellikleri aynen mevcut olan kitabesini görürüz. Şimdi kapısından içeri biraz da dikkatli olarak basamaklardan inerek birinci göze girelim.Yukarıda ölçülerini verdiğimiz bu gözün aynısı olan diğer gözleri de gezip tersanenin en güney kısmında bulunan küçük kapıdan dışarı çıkalım. Burası kayalık bir yerdir. Başımızı batıya ve yukarıya kaldırdığımızda kesme taşlardan yapılmış Tersane'yi güney­den gelebilecek güçlere karşı, koru­ma görevini üstlenen tophane Tersane Kulesi'ni göreceğiz. Bu kule iki katlıdır. Alt katında deniz tarafına doğru iki oda mevcuttur. Bu odalar­dan denize ve karaya birer pencere açılır. Burada bulunan dar bir geçitten kulenin antresine, oradan da sol taraftaki odaya geçilir. Buradaki küçük geçitten üst kata çıkılır. Üst kata çıktığımızda alt kat­tan farklı odalar göreceksiniz. Zama­nında kule muhafızlarının su ihtiyaç­larının sağlandığı büyükçe sarnıç bugün bile kullanılır vaziyettedir. Bu kulenin yapım tarihi, mevcut kitabeye göre 1228'dir. Tersaneyi güvence altına almak amacıyla yapılmış olduğu sanılan Tophane 14 x 12 metre ölçülerinde iki katlı dikdörtgen bir plan göstermektedir. Bu yapı da Sultan A. Keykubat'ın eseridir.

TOPHANE

Tersane?nin bitişiğinde denizden 10 metre yüksekliğinde bir kayaya tersaneyi korumak amacıyla yapılan Tophane vardır. 1227 yılında kesme taştan inşa edilen üç katlı ve dikdörtgen planlı yapıda aynı zamanda savaş gemileri için top döküldüğü bilinmektedir. Tersane ve Tophane?nin Kültür Bakanlığı ve Alanya Belediyesi tarafından bir Denizcilik Müzesi?ne dönüştürülmesi için çalışmalar sürmektedir.

DARPHANE

Yarımadanın ucunda, uzunluğu 400 metreyi bulan sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu üzerindeki yapılardır. Halk arasında ?darphane? olarak anılmasına karşın kesme taştan inşa edilmiş binalarda para basılması söz konusu değildir. 11. yüzyıldan kalma taş yapılardan biri küçük bir kilisedir, diğerlerinin ise manastır olarak kullanılma olasılığı yüksektir. Küçük kilisenin kubbesi ayakta durmaktadır. Kayaların üstünde bir de sarnıç vardır. Cilvarda burnundaki yapılar topluluğuna İç Kale?den kayalara oyulmuş basamaklarla bir yol bulunmasına karşın yol günümüzde kullanılamaz durumdadır. Denizden çıkış ise zor ve tehlikelidir. Gerek İç Kale?den seyredildiğinde gerekse denizden teknelerle burnu dönerken, etkileyici bir görüntüsü vardır.

ER KAPISI

Tarihi yolun günümüze kadar uzanan bölümleri mevcut.Kale kapısından Er kapısına doğru uzanan yol nispeten iyi korunmuş durumda.Taç kapının güney batısında,dik bir yamaç üzerinde kıvrılarak yukarı doğru uzanan bu yol,kalenin en eski yolu olmalı.Asırlardır nice tarihi olaylara tanıklık eden bu yol sizi şaşırtacak kadar kısa bir sürede kalenin zirvesine taşır.

ALANYA KALESİ

Denizden ve karadan zor ulaşabilirliği nedeniyle tarih boyunca devamlı yerleşime uğramış olan Alanya Kalesi; Anadolu'yu süsleyen yüzlerce kaleden bugün ayakta kalabilmiş, en iyi korunmuş olanlarından birisidir. Surlarının uzunluğu 6.5 kilometreyi bulan Alanya Kalesi, denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada üzerindedir... Kandeleri adıyla da bilinen Alanya yarımadasındaki yerleşim, Helenistik döneme kadar inmekle birlikte günümüze kalan tarihi dokusu 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. Kale, 1221 yılında kenti alıp yeniden inşa ettiren Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Kalenin 83 kulesi ve 140 burcu vardır. Ortaçağda surların içine yerleşmiş kentin su gereksinimi sağlamak üzere 400?e yakın sarnıç yapılmıştır. İçkalenin orta kısmında yer alan tuğladan yapılmış iki adet Selçuklu Devri su sarnıcı bugün de işlevini sürdürmektedir. Surlar, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu?na inerek Tophane ve Tersane?yi geçip Kızılkule?de son bulacak şekilde inşa edilmiştir. Yarımadanın zirvesinde açık alan müzesi olarak değerlendirilen içkale bulunmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubat sarayını burada yaptırmıştır... İçkaledeki başlıca yapılar batı hariç diğer cephelerde kale duvarlarının içine dayandırılarak inşa edilmiştir. Kalede yerleşim günümüzde de sürmektedir. Ahşap ve kagir tarihi evlerin önünde tahta tezgahlarda ipek ve pamuklu dokuma yapılmakta, değişik figürlerde su kabakları boyanmakta, küçük bahçelerde otantik yemek servisi verilmektedir. Son yıllarda Türk bilim adamlarınca, güneydoğu köşeye doğru uzanan büyük yapı grubunda arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Son bulgular burasının sultan sarayı olabileceğini göstermektedir. İçkalede bugün gezerken görebileceğiniz diğer yapı grubunun da, askeri amaçlı kışla, yatakhane ve depo olabileceği sanılmaktadır. Kaleye iki yoldan çıkmak mümkün. Biri çarşıdan, Kuyularönü Camisinin hemen arkasından, diğeri de Damlataş Mağarası yönünden. İkinci yol biraz dik ve virajlı. Onu inerken kullanmak üzere çıkışta ilk yolu tercih etmekte yarar var. Dolmuş ya da taksilerle çıkacaksanız hiç değilse dönüşte yürüyün ve kale gezintisinin tadına varmış olun. Ayrıca kaleye çıkan yol üzerinde ve limana egemen yamaçlarında restoran ve kafeteryalar vardır. Kale taşıt trafiğine açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir. Ehmedek?ten bir patikayla ya da geri dönüp asfalt yoldan yarımadanın en üst noktasına, İç Kale?ye çıkılıyor. İç Kale?ye giriş ücretli. Giriş kapısı geniş avluya açılıyor.

İç kaledeki önemli noktalardan biriside  Adam Atacağı Kulesidir. Denizden 250 metre yükseklikteki kuleye çıkıp bir oyun oynayın. Bir taş alın elinize ve niyet tutun. Taş denize ulaşırsa dileğiniz kabul olacaktır. Siz taşı denize ulaştırabilir misiniz bilinmez ama, benzer bir oyunun Roma döneminde mahkumlara oynatıldığı rivayet edilir. Ellerine üç taş verilen mahkumlar, bunlardan birini denize ulaştırırlarsa kurtulur, başaramazlarsa kendileri mancınıklarla denize fırlatılırlarmış. Adam Atacağı ismi bu rivayetten geliyor.

BEDESTEN

Kale içinde, Süleymaniye Camisi yakınındadır. 14. ya da 15. yüzyılda Karamanoğulları döneminde çarşı veya han olarak yapıldığı sanılmaktadır. Kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır... 26 odası vardır ve 13 metre genişliğinde 35 metre uzunluğunda bir avluya sahiptir. Tarihi bina günümüzde otel, restoran ve kafeterya olarak kullanılmaktadır... Avluya açılan orta çağ dükkanları, otel odası olarak düzenlenmiştir. Bahçe kısmında, merdivenle inilen büyük bir sarnıç vardır. Bahçenin manzarası, bir yanıyla yukarıdaki kale surlarına, aşağıdaki Akdeniz?e ve kumsala bir yanıyla da Toros dağlarına hakimdir. Bedesten, işletmecisinden izin alınarak gezilebilir.

EHMEDEK

Kale?nin kuzey yamacında Bizans döneminden kalan küçük kalenin yerine Selçuklu döneminde ?orta kale? olarak yeniden inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki kitabeden 1227 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır.Adını, Selçuklu döneminin inşaat ustası ?Ehmedek?ten aldığı sanılmaktadır. Üçer kuleli iki bölümünden oluşan orta kale, kara saldırılarına karşı stratejik bir yerde ve aynı zamanda sultanın sarayının bulunduğu iç kaleyi de koruyacak konumdadır. Kulelerin günümüze kadar gelen duvarları Bizans döneminde kayalardan yontularak yapılmıştır. Orta kalenin içindeki üç sarnıç günümüzde de kullanılmaktadır. Kale duvarlarında Selçuklu döneminden kalma gemi resimleri vardır.

SÜLEYMANİYE CAMİİ

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından kentin yeniden düzenlenmesi sırasında 1231 yılında kalenin zirve kısmında, İçkale?nin hemen dışında yaptırılmıştır. Ancak sonraki yıllarda cami yıkılmış ve 16. yüzyılda Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek minareli cami, Alaaddin, Kale ya da Süleymaniye adıyla anılır. Yapı moloz taştan ve kare planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır. Kubbenin askılık görevi üstlenen kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük küp yerleştirilmiştir. İbadet sırasında bu özellik ortaya çıkmaktadır. Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli üç kubbe ile örtülüdür. Kapı ve pencere kapakları Osmanlı döneminin ahşap oyma işçiliğinin güzel bir örneğidir.

KİLİSE

İçkalenin yaklaşık ortasına isabet eden yerde küçük bir Bizans Kilisesi göze çarpmaktadır ki, bu da kalenin inşa edildiği tarihten çok önceleri de kullanılmakta olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca kilisenin günümüze değin kalabilmesi, Selçukluların farklı dinden olanlara ve onların tapınma yerlerine gösterdikleri bir saygının da kanıtı olup bu bağlamda daha fazla korunması gereken yapılardandır. Yonca yaprağı planlıdır. Yuvarlak kemerli pencereler ve sağır nişlerden oluşan geniş kasnak merkezi kubbeyi çevrelemektedir. Kilisenin fresklerle süslü olduğu bugün kalan izlerden belli olmaktadır. Mimarî özelliklerden dolayı XI.yüzyıla tarihlenmektedir.

HIDRELLEZ KİLİSESİ

Alanya merkezine 10 kilometre uzakta Hacı Mehmetli Köyü sınırları içinde Hıdır İlyas mevkiindedir. Akdeniz?e gören bir yamaç üzerine 19. yüzyıl başında kurulduğu sanılan kilise, günümüzde de Hıristiyan ve Müslüman ziyaretçiler tarafından ibadet amacıyla kullanılmaktadır. Çatısı kagir, duvarları taş ve küçük bir apsisi olan kilise dikdörtgen planlıdır. Kilisenin içinde ahşap süslemeli bir ara kat vardır. Duvarlardaki freskolar bozulmuştur. Kilisenin 1873 yılında onarım gördüğü kitabesinden anlaşılmaktadır. Alanya Müzesi?nde sergilenen kitabe, Grek abecesi ile Türkçe (Karamanlıca) yazılmıştır. Kilise, Alanya?da yaşayan ve Türkçe konuşan Ortodoksların 1924 yılındaki mübadelede Yunanistan?a gitmeleriyle kapanmıştır. Yanında su kaynağı bulunan Hıdrellez Kilisesi?nin bir adı da Agios Georgios Kilisesi?dir. Kilisenin benzerlerine Antalya Kaleiçi?nde de rastlanmaktadır. Ören yerine giriş ücretsizdir.

İSLAMİ DEVİRDE KOLONOROS

İslâm Devleti'nin bütün Roma şehirlerine karşı yaptığı akınlar sırasında Kolonoros, alınmasının güçlüğü sebebiyle bağımsızlığını muhafaza eder. Bazı tarihçiler Arapların buraya geldiğini öne sürerler, hatta Sitti Zeynep Türbesi'ni bu iddiayı kanıtlayan bir eser olarak nitelendirirler. Bu cümleden olarak, türbenin Hazreti Hüseyin'in torunu Zeynep'e ait olduğunu iddia ederler. Kimi şahıslar ise Hazreti Hüseyin'in torunları arasında Zeynep isminde birinin olmadığını; Osmanlılar devrinde Bektaşiler tarafından tesis edilen bu zaviyenin, uydurma bir şahsiyet ile Hazreti Ali'ye nisbet edildiğini söylerler. Yalnız şu var ki Arapların bu sahillerde Bizanslıları tedirgin etmelerinden yararlanan Selçukluların Kolonoros'u almaları kolaylaşacaktır. Selçuklular Antalya'yı aldıktan sonra, Akdeniz hakimiyetinin ancak Kolonoros'u ele geçirmekle mümkün olacağı düşüncesinde olduklarından, alınması oldukça güç olan bu önemli kaleyi topraklarına katmak için harekete geçerler. Antalya'nın idaresi için görevlendirilen Ertokuş Bey'in, Selçuklu Sultanı Alaüddin Keykubat'a bu durumu aktarması  üzerine Sultan'dan aldığı emirle Alanya'nın alınması için gerekli hazırlıklara başlanır. Ordu yola çıkar ve Kolonoros önlerine kadar gelerek karargâh kurar. Sultan?ın emirleri doğrultusunda saldırı plânı hazırlanarak, kale kuşatılır. Önce kale komutanı Kir-Fart'a, kan dökülmeden teslim olması için haber iletilir. Bu teklife hemen karşı koyan Kir-Fart, iki ay kadar saldırılara karşı koyar. İki aydır yaptığı kuşatma ve taarruzdan bir sonuç alamamanın çaresizliği içerisinde kalan Sultan Alaüddin Keykubat, bir yatsı namazından sonra el açarak Allah'a yalvarır. Hemen o gece Sultan, rüyasında nur yüzlü bir kişi görür ve kendisine: "Bu kaleyi almak ve içine girmek çok zor­dur. Asla savaş yapılmaz. Ama Allah senin yardımcındır, böyle bir kaleyi almak ancak sana nasip olacaktır." dediğini duyar. Sultan bunun üzerine sevinçle uyanır ve hemen devlet ulu­larını toplantıya çağırır. Bütün herkes, bu rüyayı hayra yorarak, zafer müjdesi olarak kabullenirler. Sultan'ın emri üzerine, yüz baş öküz, bin baş koyun ve onbir dirhem parayı harp gönüllülerine ve fakirlere dağıtılır. Bütün ordu son hazırlıklarını yapa­rak, Allah Allah sesleriyle büyük bir saldırıya geçer. Bu büyük saldırı karşısında harp yapacak güçlerinin kalmadığını anlayan kale komutanı Kir-Fart, yakınlarıyla birlikte teslim olmaktan başka çarelerinin kalmadığını görür. Bunun üzerine Antalya Beyi Mübariziddin Ertokuş'a komşuluk münasebetlerinden dolayı aracılık yapıp kendilerine bir zarar verilmezse teslim olacaklarını bildirmelerini ister. Ertokuş Bey'in durumu Sultan'a anlat­masından sonra büyük bir mem­nuniyetle gerekli teminat verilir. Bu duruma en az Sultan kadar sevinen Kir-Fart, bizzat kendi eliyle kale kapılarını sonuna kadar açarak Sultan'ı karşılar. Sultan da kendisine Konya yöresinde bir kasaba vererek, ömrünün sonuna kadar orada yaşamasını sağlar. Kızı Hand'ı (Mahperi Sultan) da eş olarak alır. Bir rivayete göre de Sultan, dört ay gibi uzun bir kuşatmadan sonra kaleyi bu askerlerle alamayacağını anlayınca, adamlarına yöredeki bütün keçileri toplayıp getirmelerini emreder. Bir gece, toplanan keçilerin boynuzlarına bağlattığı çıraları ateşlettirerek, asker­lerinin Allah Allah sesleriyle kale kapılarına hücum etmesini ister. Muhafızların bu büyük kalabalık karşısındaki telaşlarına bakan Kir-Fart da durumun vehametini anlayarak kale kapılarının açılmasını emreder. Zafer sonrasında Sultan Alaüddin Keykubat da Kolonoros adını, kendi adına izafeten Alâiye olarak değiştirir. Ordu büyük bir coşkuyla .Antalya'ya doğru yol alırken, bugün şehir merkezine 35 km. uzaklıkta bulunan Alara Kalesi önlerine gelen Sultan, bu kalenin de derhal Selçuklu sınırlarına dahil edilmesini emreder. Kir-Fart'm kardeşi olan kale komutanına ağa­beyinin akibeti bir elçi tarafından anlatılır. Bu haber üzerine hemen oracıkta yığılıp kalan kale komutanı ölür. Geri kalanlar da ister istemez teslim olurlar. Hatta onbir yıl sonra Sultan'ın emri üzerine bu kalenin hemen eteklerine büyük bir ker­vansaray yaptırılır.(Alarahan). Alaüddin Keykubat tarafından Alanya'nın alınması, Selçuklular'ın en parlak devirlerinin başlangıcı olmuş­tur. Alanya ve çevresinin en güzel bir şekilde usta ellerle işlenişinin izleri, aradan geçen yüzyılların bile eskite­mediği ve dünyanın eşsiz harikaları diyebileceğimiz bu büyük eserler, hâlâ ayakta dimdik durmaktadır. Uzun yıllar Selçuklular'a sancaklık yapmış olan Alâiye, XIII. yüzyıl orta­larında Selçuklular'ın zayıflamasından sonra, yine aynı sülaleden Karamanoğulları'nın eline geçer Bugün Oba ve Gülevşen yöresinde, hem Selçukluların, hem de Karaman­oğulları'nın görülmeğe değer bir çok eseri, hâlâ eski azameti ile ayakta durmaktadır.

ALAİYE (ALANYA)?NIN OSMANLILAR TARAFINDAN ALINMASI

Alâiye'nin Osmanlılar tarafından alınması Fatih Sultan Mehmet zamanında gerçekleşmiştir. Fatih zamanında bu güzel belde, Selçuklu sülalesinden gelen Karamanoğlu Lütfü Bey oğlu Kılıç Aslan Bey'in elindedir. Fatih'in emirleri üzerine Rum Mehmet adında bir kumandan fetihle görevlendirilir. Rum Mehmet ile Kılıç Aslan, enişte-kayın durumunda oldukları için bir sonuca varılamaz. Bunun üzerine, yeniçeri askerliğinden üç tuğlu paşalığa kadar yükselen Gedik Ahmet Paşa'ya bu görev ve­rilir.Gedik Ahmet Paşa 1471 yılında, fazla zorlanmadan, Kılıç Aslan Bey'i ikna yoluyla Alanya'yı Osmanlı topraklarına dahil eder. Daha sonra Kılıç Aslan Bey'in, kendisine tahsis edilen Gümülcine'den, bir av bahane­siyle Mısır'a kaçan çocukları da kısa zaman sonra ölürler. Osmanlı İmparatorluğunun en zayıf dönemlerinde bile hiç bir düşmanın ayak basamadığı bu güzel beldemiz, yetiştirdiği ünlü kişilerle de imparatorluğa unutulma­yacak büyük hizmetler yapmıştır. I. Murat zamanında kurulan Yeniçeri Ocağı, 1596 Haçova Savaşı'na kadar en iyi şekilde devleti korumuş, zaferden zafere koşup, sınırlarımızı en geniş durumuna getirmişlerdir. Haçova Savaşı'ndan itibaren bozul­maya başlayan Yeniçeri Ocağı, III. Selim zamanına kadar gittikçe büyüyen bir problem yumağı halini almıştır.Yine Sultan III. Selim devrinde yeniçerilerin kaldırılması fikri benimsenerek, hazırlık yapılmaya başlandı.Yeni kurulması düşünülen Nizam-ı Cedid ordusunun öncülüğünü yapan, Alanya adına tarih sayfalarına altın sayfalar yazdıran vali, Alaiye'li Şeyhülislâm Minkarizade torunlarından Kadı Mehmet Efendi'nin oğlu Abdurrahman Paşa Kayseri'de kadı iken, Konya Bozkır'da devlet memuru bulunan amcası Ali Efendi aleyhine ayaklanan kaza halkı, Ali Efendi'yi öldürür, bütün mallarını yağma edip cariyelerini de tutsak ederler. Bu acı haberi duyan Abdurrahman Paşa görevinden istifa eder ve amcasının intikamını almak için Babıâli'den izin alarak Seydişehir'e gelir. Padişahın da fermanı ile Bozkır üzerine yürü­yerek Amcasının katillerini ortadan kaldırır,devlete karşı vuku bulan isyan da böylece bastırmış olur.Bunun üzerin padişah tarafından huzura alınır ve tebrik edilir. Abdurrahman Paşa'nın bu başarısı, aynı zamanda yeni kurulmuş olan Nizam-ı Cedid ordusunun da başarısıydı. Abdurrahman Paşa, III. Selim'in yeniçeriler tarafından öldürülmesi ve Alemdar Mustafa Paşa'nın yeni padişaha yardım hareketi üzerine, acele olarak İstanbul'a yardıma koşar. Yeniçerilere karşı korkusuzca çarpışır, daha sonra da Alaiye'ye geri döner. Fakat Nizam-ı Cedid ordusunun kurucularından olduğu için, yeniçeriler tarafından kuşatılır, altı aylık bir direnişin sonrasında, başı kesilerek İstanbul sokaklarında dolaştırılır. Daha sonra Yeniçeri Ocağı'nın II.Mahmut tarafından kaldırılmasıyla, Alaiye'nin yetiştirdiği bu ileri görüşlü, gözü pek, yiğit Türk evlâdının ruhu şadolmuştur. Osmanlı döneminde de sayısız eserlerle süslenen Alaiye'miz, Ulu Önder Atatürk'e çek­ilen bir telgrafa yanlışlıkla Alaiye yerine Alanya yazılmasından hareketle Atatürk, "madem ki böyle olmuş, bundan sonra bu şirin beldenin adı Alanya olsun" demiştir.

TARİHTE ALANYA

Tarih içerisinde " Coracesium - Calonoros - Alaiye - Alanya " isimlerini alarak günümüze gelen tarihsel zenginlik ve doğal güzelliklerle bezeli tam bir turizm cenneti olan Alanya'nın ilk iskânı ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamaktadır. İlçe merkezinin kuzeydoğu istikametine düşen Bademağacı Köyü ile Oba Köyü arasında bir sınır teşkil eden Kadı İni Mağarasında 1957 yılında bulunan insan iskelet ve fosilleri bunları kanıtlamaktadır. Bu kadar zengin bir tarihe sahip olan Alanya bazen Pamphylia bazen de Klikia topraklarından sayılmıştır. Tarihçi Heredotos bölgede yaşayan çeşitli kavimlerin Truva Savaşı sonrasında (M.Ö. 1820) buraya gelip yerleşenlere ev sahipliği yaptıklarını yazmaktadır. Hititlerin bölgeye gelerek M.Ö. XIV. yüzyılın ilk yarısında altı bin kadar insanı öldürüp Klikia ve Pamphylia'yı kendilerine bağladıkları bilinmektedir. Pamphylia "Çok ırklı, çok cinsli" anlamına gelen bir sözcüktür. Bu toprakların verimliliği yöreden geçenlerin dikkatini çekerek çoğunu bu bölgede alıkoymuştur. M.Ö.224?188 yılları arasında Roma İmparatoru Büyük Antiochus III tarafından bütün Klikia'nın istila edilmesine rağmen Coracesium M.Ö.197 yılında saldırılara karşı koymuştur. Kuşatılması ve alınmasının zorluğu nedeni ile istiklalini muhafaza eder. Coracesium, Diodotos Tryphon adlı bir korsan reisinin elinde çevresinde korku saçan, hatta Suriye Krallığına kafa tutan bir yer haline gelir. Bu korsan reisi kendisini daha da kuvvetlendirmek için bugün Arap Evliyasının bulunduğu yerden Ehmedek'e (Ahmedek) kadar olan kısma harçsız iri taşlarla kalın bir duvar çekmiştir. Şimdiki Kızlar Yarığı veya Korsanlar Mağarası denilen bu mağarayı soygun deposu olarak kullanmışlardır. O devirlerde güçlü bir devlet olan Roma İmparatorluğunun kıyı şeridine kadar sızmışlar, fidye alıp haraca bağlayacak kadar ileri gitmişlerdir. Bu nedenle kimsenin denize açılamaması Roma şehirlerini yiyecek açısından büyük sıkıntıya düşürmüştür. Halkın bu sıkıntıdan biran önce kurtarılması düşüncesi ile MÖ.193 yılında Antiochus III tarafından açılan bir savaş sırasında bu korsan reisi yok edilir. Zamanla tekrar güçlenen korsanlar Akdeniz'de tekrar korku saçmaya başlayınca kesin bir sonuç almak isteyen Roma İmparatorluğu geniş yetkiler ile Antonius'u görevlendirir (MÖ 103). Antonius döneminde Roma İmparatorluğunun sınırlarının genişlemesine rağmen eski güçlerine ulaşmaya çalışan korsanlar da Akdeniz kıyı şeridindeki birçok şehir ve kasabayı yağma ederler, hatta kendilerini imha etmekle görevlendirilen Antonius'un kızını da kaçırırlar. Soygunların sona erdirilmesi gerektiğine inanan Roma İmparatorluğu bu kez ordunun güçlü komutanlarından Pompeus'u görevlendirir. Kara ve denizden yaptığı acımasız saldırılarla (MÖ 67) yılında Pompeus yıllarca Akdeniz'de korku saçan korsanları bir daha güçlenemeyecekleri bir şekilde ortadan kaldırır. Bu yörelere tam anlamıyla sahip olan Roma İmparatorluğu, Cesar'ın ölümünden sonra Klikia yöresini Antonius'un yönetimine bırakır. Rakibi olan Octavius, Antonius'a savaş ilan eder. Yunanistan'da bulunan Antonius ve Cleopatra?nın ordularını burada yenerek bölgeyi ele geçirir. Antonius ve Cleopatra dönemlerinde gemi yapımında kullanılan ağaçlar bu bölgeden temin edilmiştir. Alanya?da İmparator Traianus döneminde para basılmıştır. Orta çağda Coracesium'un kalıntılarından yararlanılarak burada Calanoros Kalesi yapılmıştır. Romalılardan sonra Bizanslıların eline geçen Alanya o dönemde Calanoros adını alır. Pamphylia ve Klikia bölgeleriyle beraber bölgeye Hıristiyanlığın gelmesinden sonra kilise Kalenin içindeki yerini almıştır. Stratejik önemi kalmayan bu bölgenin dini önemi artınca Piskoposluk merkezi ilan edilir. İslam Devletlerinin Roma şehirlerine karşı yaptığı akınlar sırasında Calanoros kalesinin alınmasının zorluğu sebebiyle bağımsızlığını muhafaza eder. Selçuklular; Klikia'yı (Antalya) aldıktan sonra; Akdeniz hâkimiyetinin ancak Calanoros'un da ele geçirilmesiyle mümkün olacağını düşünerek, alınması oldukça zor olan bu kaleyi de topraklarına katmak için harekete geçerler. Antalya'nın idaresi için görevlendirilen Ertokuş Bey saldırı planı hazırlayarak kaleyi kuşatır. Kalenin iki ay kadar saldırılara karşı koymasından sonra, harp yapacak güçleri kalmadığını anlayan kale komutanı Kir-Fart yakınlarıyla birlikte teslim olur. 1221 yılında kendi eliyle kale kapılarını sonuna kadar açarak Sultan'ı karşılar. Sultan Alaaddin Keykubat'ın şehri ele geçirmesinden sonra kente Alaiye adı verilir. Ordu Antalya'ya doğru yol alırken Alara Kalesi önlerine gelen Sultan bu kalenin de Selçuklu topraklarına katılmasını emreder. Alaaddin Keykubat'ın başlattığı yapılaşma kenti öylesine güzel bir hale getirir ki Alaiye, Selçuklu Sultanları tarafından kışlık Başkent olarak kullanılmaya başlanır. Tersane ve tersanenin bekçisi Kızılkule bu dönemde inşa ettirilir. Selçuklulara uzun yıllar Sancaklık yapmış olan Alaiye XIII. yy. ortalarında Selçukluların zayıflamasından sonra aynı sülaleden gelen Karamanoğullarının eline geçer. Daha sonra 1293?1471 yılları arasında Memluklulara bağlı Alaiye Beyleri tarafından yönetilir. Alaiye'nin Osmanlılar tarafından alınması Fatih Sultan Mehmet devrinde gerçekleşmiştir. Fatih zamanında Alaiye Karamanoğlu Lütfü Bey oğlu Kılıç Arslan Bey'in elindedir. Fatih'in emri üzerine Rum Mehmet adında bir kumandan Fetih ile görevlendirilir. Fakat bu komutan başarılı olamaz. Bu kez görev Gedik Ahmet Paşa'ya verilir. Gedik Ahmet Paşa 1471 yılında fazla zorlanmadan Kılıç Arslan Bey'i ikna yolu ile Alaiye'yi Osmanlı topraklarına dâhil eder. Bu dönemden sonra Alaiye kalesi içinde ve çevresinde Osmanlıların imar çalışmaları başlar. 1571 yılında Tarsus ile birlikte Kıbrıs eyaletine bağlanan Alanya, 1864 yılında Konya eyaletinin bir sancağı olmuştur. 1868 yılında Antalya?ya bağlanmış daha sonra da 1871 yılında da bu ilin bir ilçesi olmuştur. 1221 yılından bugüne gelişen ve hep bir Türk Kenti olarak kalan Alaiye, Türk Kültürünün izleriyle zenginleşmiştir. Şehrin Alaiye olan ismi en az 200 yıldan bu yana halk arasında Alanya olarak telaffuz edildiği ve o devirlere ilişkin bir çok mezar taşı ve kitabede Alanya isminin geçtiği bilinmekle birlikte Alanya isminin resmi olarak kabul edilişi ulu önder Atatürk'ün 1933 yılında Gülcemal Gemisiyle çıktığı Akdeniz gezisi sırasında Alaiye?den çekilen bir telgrafta Alanya olarak yazılması ile başlamış ve tarihte Coracesion'dan Alanya'ya uzanan bir sayfa tamamlanmıştır.

MÜZELER

Alanya?da dört müze vardır. Bunlar Arkeoloji Müzesi, Etnografya Müzesi, İçkale Müzesi ve Atatürk Evi Müzesi?dir. Tüm müzeler, Alanya Müze Müdürlüğü?ne bağlıdır ve ücretle gezilir. Öğle tatili dışında müzeler haftanın her günü ziyarete açıktır. Alanya?nın en değerli eseri Arkeoloji Müzesi?nde sergilenen Herakles heykelidir. Limandaki Kızılkule, Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiştir. Alaaddin Keykubat?ın 13. yüzyılda kenti yeniden kurarken kalenin zirvesinde sarayını yaptırdığı İçkale müze olarak ziyaret edilmektedir.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Alanya Arkeoloji Müzesi, Ankara?daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi?nden getirilen Tunç Çağı, Urartu, Frig ve Lidya dönemine ait eserlerle 1967 yılında açılmıştır. Sonraki yıllarda, bölgedeki kazı çalışmalarından çıkan eserlerle müze genişlemiş ve zenginleşmiştir. Müzenin arkeoloji ve etnografya bölümleri vardır. Arkeoloji bölümünde Alanya çevresinde bulunarak sergilenen en eski tarihli eser, İsa?dan önce 625 yılına ait Fenike dilinde bir taş yazıttır. Müzenin en önemli eseri ise mitolojide dramatik bir öyküsü olan Herakles?in heykelidir. İsa?dan sonra 2. yüzyıla tarihlenen bronz döküm Herakles heykeli ayrı bir salonda sergilenmektedir. Alanya Arkeoloji Müzesi?nde Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans dönemine ait bronz, mermer, pişmiş toprak, cam ve mozaik buluntularla zengin bir kül kutuları ve sikke koleksiyonu vardır. Yanı sıra Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait Türk-İslam eserleri bulunmaktadır. Etnografya bölümünde Alanya çevresinden derlenen ve bölgenin folklorik özelliklerini yansıtan, yörük kilimleri, alaçuvallar, heybeler, giysiler, işleme örnekleri, silahlar, günlük kullanım kapları, takılar, el yazmaları ve yazı takımları gibi objeler ile eski bir Alanya evine ait günlük oda sergilenmektedir. Ayrıca, müze bahçesinde de Roma, Bizans ve İslami dönemlere ait taş eserler vardır. Haftanın her günü açık olan müzeye giriş ücretlidir.

HERAKLES

Mitolojide tanrıların tanrısı Zeus?un sayısız çapkınlıklarından birinde ölümlü Alkmene?den dünyaya gelen Herakles, insanın doğaya karşı yenilmez saldırma ve dayanma gücünü simgeler. Zeus?un kıskanç karısı Hera, bütün kin ve nefreti ile doğumundan ölümüne dek Herakles?in peşini bırakmaz. Herakles, yarı tanrı fakat aynı zamanda ölümlü bir insandır ve üstelik köledir. Tanrı vergisi bir güce sahip olmasına rağmen kuvvetini kullanmaktan zevk almaz, kahraman olmayı kendi seçmemiştir. Karıştığı olaylarda gücünü dizginleyemediği için istemeyerek suç işler ve zaman zaman çıldıracak gibi olur. Kendisine yöneltilen suçların kefareti olarak oniki işi başarması istenir. Oniki yıl sürecek hizmetlerini başarırsa ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Yalnız kollarının gücünü kullanarak ve silah olarak elinden hiç ayırmadığı topuzu ile her bir ayrı bir efsane konusu olan maceradan maceraya koşar. Yontularına da yansıtılan elindeki post, Nemea aslanını kollarının arasına alıp boğduktan sonra edindiği zırhtır. Yaptığı işler hep insanlığın yararına olan Herakles tüm zorlukların üstesinden gelerek ülkesine döner fakat kötü kaderi peşini bırakmaz. Ölümcül bir iksire bulanmış gömleği giyince korkunç acılarla yanmaya başlar. Acılardan kurtulmak için oğluna buyruk verir ve bir odun yığını hazırlatır, yanarak ölür. Zeus, bu trajik sona müdahale eder Herakles?i kaçırıp götürür; bir daha insanların arasına dönmeyen Herakles Hebe ile evlenir ve ölümsüzlüğe kavuşur. Herakles?in mitolojideki bir adı da Herkül?dür.

HERAKLES HEYKELİ

Alanya Müzesi?nde sergilenen bronz Herakles heykeli 1967 yılında Alanya?nın Çamlıca köyü sınırları içindeki dağlık bölge Asartepe?de bulundu. Uzmanlar tarafından İsa?dan sonra II. yüzyıla tarihlenen 51.5 santimetre boyundaki heykelin yapıldığı yer bilinmiyor. Heykelin antik çağda, Akdeniz?deki korsanların önemli merkezlerinden sayılan Korakesion?a yani bugünkü Alanya?ya bir ganimet olarak getirildiği sanılıyor. Dünya heykel sanatı tarihinde, ayakta duran figürler arasında bronz Herakles heykelinin çok farklı ve özel bir yeri bulunuyor. Çünkü heykel, antik çağda Herakles adına yapılmış heykellerde görülmeyen bir yapısal duruş formu sergiliyor; bronza yansıtılan kas ve iskelet yapısı emsalsiz sayılıyor; sanatçının anatomi bilgisi izleyende hayranlık yaratıyor. Heykelin sol kulağında daha belirgin görülen, güreş sporu yapanlardaki kıkırdak deformasyonu, Herakles?in sporcu kimliğini olduğu kadar sanatçının ayrıntılardaki özenini de gösteriyor. Heykelde, Herakles?in sağ elinde ünlü topuzu, sol elinde öldürdüğü aslanın postu ve başında defne yapraklarından bir çelenk bulunuyor. Boş olan göz çukurlarının zamanında değerli taşlarla bezeli olduğu sanılıyor. Vücut ağırlığını sağ bacakta taşıyan heykelin yüzündeki ifadeden, zafer sonrasının mutlu yorgunluğu seziliyor.

ETNOGRAFYA MÜZESİ

Limanda 13. yüzyıldan kalma bir Selçuklu eseri olan Kızılkule aynı zamanda Etnografya Müzesi?dir. Beş katlı kulenin giriş ve birinci katı müze olarak düzenlenmiştir. Müzede Alanya yöresine özgü halı, kilim, giysi, mutfak gereçleri, silahlar, tartı aletleri, aydınlatma aletleri, dokuma tezgahları ile Toroslar?daki yörük Türkmen kültürünü yansıtan çadır gibi etnografya eserleri sergilenmektedir. Tarihi yapıda zaman zaman resim sergisi, klasik müzik konseri gibi kültür ve sanat etkinlikleri de yapılmaktadır. Kulenin en üst katından kentin doğu yakasının panoramik manzarası ile tarihi yarımadanın yerleşim dokusu seyredilmektedir. Ayrıca kuleden surlara geçiş yapılabilmekte ve tarihi dokunun içinde yürünebilmektedir. Kızılkule?ye giriş ücretlidir.

İÇKALE MÜZESİ

Akdeniz?e uzanan yarımadanın zirvesinde ve tarihi kalenin içindedir. Uzun yıllardır sürdürülen kazı çalışmaları ile Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat?ın görkemli sarayının varlığı belirlenmiştir. Kazı çalışmaları devam etmektedir. İçkale?deki saray kalıntısının hemen karşısında Bizans dönemine ait küçük bir kilise bulunur. Aya Yorgi ya da Hagios Georgios kilesinin 6. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Yonca planlı kilise, İçkale?de Selçuklu dönemine ait olmayan tek yapıdır ve Selçuklu?nun farklı dinlere gösterdiği hoşgörünün bir kanıtı olarak günümüze kadar gelmiştir. Kilisenin iç duvarlarında seyrek de olsa fresk izlerine rastlanmaktadır. İçkale?de Seyirlik denen kısımdan, yukarıda Toroslar ve aşağıda Alanya?nın batı kıyısı seyredilir. İçkale?de bir uçurumun üstündeki sarnıç, Adam Atacağı olarak anılır. Efsaneye göre, ölüm cezasına çarptırılanların buradan denize üç taş atmasına izin verilir, taş yamaca takılmadan denize ulaşırsa cezası affedilir, aksi halde suçlu bir çuvala konularak uçurumdan aşağıya atılırmış. 15 metre derinlikteki sarnıcın da zindan olduğu söylenir. İçkale?deki mekanlardan birinde düzenlenen salonda resim sergileri açılmaktadır. İçkale?ye giriş ücretlidir.

ATATÜRK EVİ MÜZESİ

Türkiye Cumhuriyeti?nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk?ün 18 Şubat 1935?te Alanya?ya yaptığı ziyaret sırasında bir süre kaldığı evdir. Ev, sahibi Tevfik Azakoğlu tarafından Kültür Bakanlığı?na bağışlanarak 1987 yılında müze haline getirilmiştir. 19. yüzyıl Türk mimarisinin özelliklerini yansıtan bahçe içinde üç katlı binanın giriş katında Atatürk?ün kişisel eşyaları, fotoğraflar, Atatürk?ün Alanyalılara gönderdiği telgraf ve diğer tarihi belgeler sergilenmektedir. Üst katın odaları ise geleneksel bir Alanya evinin etnografik eşyalarıyla donatılmıştır. Kent merkezindeki Atatürk Evi Müzesi?ne giriş ücretlidir.

ATATÜRK?ÜN ALANYA?YI ZİYARETİ

Çocukluğu Alanya'da geçen Prof. Afet İnan, Atatürk'le buluştuğu zamanlarda her vesileyle Alanya'dan bahsedip Akdeniz'in bu şirin beldesinin Ata'sı tarafından ziyaretini istermiş. Atatürk de bir gün mutlaka bu güzel beldeyi ziyaret edeceğini söylemiş. Hatta yine Ulu Önder'in 193O yılında Aspendos'u ziyaretleri sırasında Hamdullah Emin Paşa başkanlığındaki Alanya heyetine,oradaki karşılama esnasında, yakın bir gelecekte Alanya'ya geleceğini söyler. Boş zamanlarında yurt gezilerinden büyük bir haz duyan Ulu Önder'imize, 1933 yılında Gülcemal gemisiyle çıktığı bir Akdeniz turnesi sırasında, Alanya'dan çekilen telgrafta Alaiye ismi, Mors alfabesinde yanlışlıkla Alanya olarak çıkar. Ancak bundan 15O-2OO yıl öncelerinde de bazı mezar taşlarında ve çeşme kitabelerinde ÂLÂYA ismine çok rastlanır. Atatürk telgrafa şöyle bir bakıp, "Alaiye'yi bana Alanya mı yaptıracaksınız? Aslında bu isim de çok güzel, bundan sonra Alanya olsun!" der. 1935 yılı kış aylarında İtalyan Diktatörü Mussolini'nin adalarla ilgili demeçleri üzerine Ulu Önder 16 Şubat 1935 tarihinde İstanbul'dan Ege vapuru ile İzmir'e hareket eder. İzmir'e geldiklerinde kendilerine refakat eden Zafer ve Adatepe destroyerlerine geçip, zafer'in komodoru Sait Halman'a adalara çok yakın bir seyir takip edilmesini emrederek, bir süre elindeki harita üzerinde fikir yürüttükten sonra Ulu Önder, 1930'da Aspendos'a yaptıkları gezi sırasında Hamdullah Emin Paşa başkanlığındaki Alanya heyetinin yapmış olduğu daveti gerçekleştirmek için, gemiye Alanya yönünde ilerlemesini ister. Yanında bulunan Nuri Cönker, Kılıç Ali, yaveri Cevdet Tolga ve berberi Mehmet ile birlikte, Alanya'ya bildirilen zamandan bir gün önce, 18 Şubat günü, sabahın çok erken saatlerinde ilçemiz topraklarına ayak basarak bizleri en büyük ödülle şereflendirmişlerdir. Atatürk'ün ilçemize gelecekleri daha önce yöneticilere ve halka bildirilmişse de, bahsedilen tarihten önce gelişleri, kendileri için hazırlık yapacak olan kuruluş ve kişilerin zamansız yakalanmalarına sebep olmuştur. Ata'mızın ilçemize ayak bastığı o sabahın çok erken saatinde, orada nöbet bekleyen bir jandarma erine heyetten biri tarafından yakında bir kahvehanenin olup olmadığı sorulur. Asker, az ileride solda bir kahve olduğunu söyledikten sonra, Atatürk'ü tanımış olacak ki, olanca kuvvetiyle koşarak, zamanın kaymakamını haberdar eder. İlçe yöneticileri ve Alanya'lılar derhal toplanır. Atatürk'le birlikte Bostancı Pınarı, Tevfikiye Caddesi ve Azaklar Sokak yoluyla misafir edildiği merhum Tevfik Azakoğlu'nun evine varılır. (Bu ev daha sonraları merhum Rifat Azakoğlu tarafından Atatürk Müzesi olarak Kültür Bakanlığına devredilmiştir.) Atatürk burada biraz dinlendikten sonra traş olup kahvaltısını yapar. İlçenin çeşitli sorunlarıyla ilgili bilgi alırken, Ata'sının beldelerine geldiğini duyan, kalpleri ve gönülleri Ata'larının sevgisiyle yanıp tutuşan Alanyalılar ve Oba Köyü civarının atlı seymenleri, bugünkü Atatürk Müzesinin çevresini doldururlar ve hep bir ağızdan büyük bir coşkuyla Ata'larına bağırırlar. Ulu Önderin kalabalığa karşı kısaca duygularını ifade ederek burada fazla kalmanın bir gereği olmadığını belirtmesinden sonra, büyük sevgi gösterileri ve tezahüratta bulunulur. Daha sonra vapur iskelesine gelinir. Buradan da büyük sevgi gösterileri arasında uğurlanan Ulu Önder, misafir edildiği eve gidiş ve dönüşlerinde yolda karşılaştığı Alanya'lılarla sohbet edip sorular sormuş, birisine: "Sen nerelisin?" demiş. İlgiliden, "Alaiye" cevabını alınca, "Hayır burası Alanya'dır" ifadesini kullanmış. Başka bir Alanyalı'nın üzerindeki yünden dokunmuş kumaştan tutarak, "Bu elbiseliği siz mi dokuyorsunuz?" diye sorunca ilgiliden "Evet" cevabını alan Atatürk, eliyle ilgilinin omuzlarına vurarak, "Aferin, aferin" diyerek memnuniyetini belirtmiştir. Ulu Önder'in vapur iskelesinden uğurlanışı sırasında iskelede bulunan balıkçı hemşehrilerimizden birisinin orada bulunan mandarin sandıklarından ikisini alarak Atatürk'ün bindiği sandala koyması sonrasında Atatürk balıkçıya: "Bunlar nereden?" diye sorunca, "Bizim bahçeden Paşam, bizim bahçeden" cevabını vermiş. Daha sonra bu hemşehrimizin yine Alanya'lı başka bir hemşehrimize ait olan iki sandık mandarinayı büyük bir çabukluk ve hazır cevaplıkla Ata?sına armağan edişi gerek asıl sandıkların sahibini ve gerekse orada bulunanların hepsini de son derece memnun etmiştir. Hatta zamanın kaymakamı kendisini ödüllendirmiştir. Alanya?lıların Ata?larının kısa sürede gelip geri dönüşlerinden coşkulu sevinçlerinin kısa sürdüğünü ifade eden telgraflarına karşılık Ulu Önder şu cevabî telgrafı çekmiştir : Alanya'ya geldiğimde ve orada geçirdiğim birkaç saat esnasında muhterem Alanya'lıların gösterdikleri muhabbet ve misafirperverlikten çok memnun ve mütehassıs oldum. Ancak daha fazla kalmak için sebep olmadığından ayrılmış olduğum başka türlü bir mülahazaya mehal yoktur. Muhterem halka tekrar selam ve muhabbetler." K.Atatürk.

MAĞARALAR

Alanya için bir mağaralar kenti dense yeridir. Kara ve deniz mağaralarının gizemli dünyasını Alanya?da keşfedebilirsiniz. Milyonlarca yıl öncesinde varolan kara mağaralarında on binlerce yılda oluşmuş sarkıt ve dikitlerin büyülü dünyasında gezerken yeni sarkıt ve dikitlerin oluşumuna da tanık olabilirsiniz. Bu tanıklık, mağara içindeki aydınlatmanın yarattığı dekorla sizi fantastik bir sinema filminin içine sürükleyecektir. Alanya?nın dünyaca ünlü mağarası Damlataş?tır. Damlataş?ın havası astım hastalıklarını iyileştirici özelliktedir ve doktorlar tedavi için astım hastalarına mağarada oturma kürü uygular. Henüz ziyarete açık olmayan Kadıini Mağarası ise 20 bin yıl önceki insanların Alanya?daki ilk evidir... Yarımadanın altındaki deniz mağaraları da tarihin eski çağlarından gelen efsanelere ev sahipliği yapar.

DAMLATAŞ MAĞARASI

Damlataş Mağarası, 1948 yılında liman inşaatında kullanılacak taş için ocak açılması sırasında bulundu. Mağara, tarihi yarımadanın batı kıyısındadır. Mağaranın giriş kısmında 50 metrelik bir geçit vardır. Yüksekliği 15 metreyi bulan geçitten sonra silindirik bir boşluğa gelinir. Buradan mağaranın tabanına inilir. Yarı kriztalize kalker içinde bulunan mağaranın sarkıt ve dikitleri 15 bin yılda oluşmuştur. Mağaraya, sarkıtlardan damlamaya devam eden su damlaları nedeniyle Damlataş adı verilmiştir. Mağara, büyüleyici güzelliğinin yanı sıra astım hastalarına iyi gelen havasıyla da ünlüdür. Doktor kontrolünde mağarada belli bir süre oturarak 21 günlük tedavi kürü uygulayan hastalar vardır. Mağaranın havası yaz kış değişmez; sıcaklık 22 santigrat derece, rutubet yüzde 95, sabit basınç 760 mm?dir. Mağaranın havasında yüzde 71 azot, yüzde 20.5 oksijen, onbinde 2,5 karbondioksit ve bir miktar radyoaktivite ile iyonlar bulunmaktadır. Mağaraya giriş ücretlidir. Çevresinde küçük bir çarşı vardır, önü ise plajdır.

KADIİNİ MAĞARASI

Alanya?nın 15 kilometre kuzeydoğusunda Çatak mevkiindedir. Kent merkezindeki Damlataş mağarasından üç kat büyük sarkıt ve dikitleri vardır. 1957 yılında uzmanların mağarada yaptıkları araştırma sırasında insan iskeleti ve fosil kalıntıları bulunmuştur. Kalıntıların 20 bin öncesine ait olduğu saptanmış ve Alanya?daki ilk yerleşimin burada olduğu belirlenmiştir. Mağaranın bulunduğu bölgede piknik alanları vardır. Mağara henüz ziyarete açılmamıştır.

HASBAHÇE MAĞARASI

Kent merkezine dört kilometre uzakta Hasbahçe Mahallesi?nde İnişdibi mevkiindedir. Damlataş Mağarası?ndan dört kat kadar daha büyüktür. Henüz ziyarete açılmadığı gibi oluşumu hakkında da bilimsel bir çalışma yapılmamıştır. İçindeki havanın serinliği nedeniyle bir dönem narenciye ürünleri depolamak için kullanılan mağara gezenlerin anlatımına göre sarkıt ve dikitlerle süslüdür.

KORSANLAR MAĞARASI

Alanya Kalesi?nin bulunduğu tarihi yarımadanın altında bir deniz mağarasıdır. Teknelerle gidilir. Yarımada çevresindeki tekne turlarında ilk mağaradır. 10 metre genişliğinde ve altı metre yüksekliğinde ağzı vardır. Küçük teknelerle mağaranın içine girilebilir. Tekne gezisi sırasında yüzerek de mağaraya girilir. Bir söylenceye göre mağaranın içinden kaleye çıkan gizli bir yol vardır ve antik çağın korsanları ganimetlerini bu yoldan yukarı çıkarır. Deniz dibindeki kayaların görüntüsü, mağaraya ayrı bir gizem katmaktadır.

AŞIKLAR MAĞARASI

Tarihi yarımadanın, denize yakın yamacında iki girişli bir mağaradır. Cilvarda burnuna doğru teknenin kayalıklara yanaşmasından sonra kayalara tırmanılarak çıkılır. Birkaç adımda mağaranın alçak girişine gelinir. 75 metre uzunluğundadır. Alçak tavanı nedeniyle mağaranın içinde zaman zaman eğilerek yürünür. Mağaranın, Damlataş tarafındaki ağzı, denizden sekiz metre kadar yüksektedir ve buradan denize atlanır. Bu sırada tekne Cilvarda burnunu dönüp gelmiş olur ve mağaradan atlayanları denizden toplayıp yoluna devam eder. Ancak denize atlamaktan son anda vazgeçenler olabilir. Fakat kayalıklara tutunarak aşağıya inmek çok daha zordur. Yapılacak iş burnunu tıkayıp kuvvetli bir çığlık eşliğinde çivileme atlayış yapmaktır. Söylenceye göre antik çağın korsanları bu mağarada ganimetlerini ve esir kızları saklamıştır. Mağaranın Aşıklar adını kimseye görünmeden baş başa kalmak isteyen aşıklardan aldığı sanılmaktadır.

FOSFORLU MAĞARA

Tarihi yarımadanın Damlataş tarafındaki yamacında bir deniz mağarasıdır. Küçük tekneler mağaranın içine girebilir. Mağaranın jeolojik yapısından kaynaklanan zemini, geceleri ay ışığının yansıması nedeniyle fosfor gibi parlamaktadır. Parıltı gündüzleri de fark edilmektedir. Gezi tekneleri, Fosforlu Mağara?nın önünde de kısa yüzme molaları vermektedir.

SU ALTI ? ALANYA?YA NEDEN DALIŞA GİDİLİR

Alanya, sadece çekici sokaklar, gece hayatı ve güzel manzara değil çok daha fazlasıdır. Alanya, Türkiye?nin Akdeniz?de ki konumu nedeni ile, sizlere sadece su sporları değil bir sürü aktivite için eşsiz fırsatlar sunar. Bunlardan en çok tavsiye edileni dalmaktır. Her ne kadar Kızıl Deniz gibi su altı zenginlikleri olmasa da, Akdeniz kıyıları hem yeni başlayan hem de tecrübeli dalgıçlar için bir çok çekiciliğe sahiptir. Bu birçok değişik fiyat sınıfında farklı dalış seçenekleri ile dalmak mümkündür. Genel bir düşünce olarak Türkiye de bir dalışın, Kuzey Avrupa ülkelerinde ki benzer bir dalıştan daha ucuz olduğunu söyleyebilirsiniz. Alanya?nın çevresi güzel bir dalış tecrübesi için idealdir. Hemen hemen bütün dalışlar, Alanya?nın doğusu ve batısını ikiye bölen görkemli Alanya Kalesi civarında yapılmaktadır. Bu Kale birçok farklı bitki ve balığa ev sahipliği yapmaktadır ve buda aynı zamanda dalışınızı heyecanlı hale getiren unsurlardan bir tanesidir. Daha tecrübeli dalgıçlar için bir diğer imkanda derin deniz dalışıdır. Sizin faydanıza olan başka bir şeyde hangi tür dalışı seçerseniz seçin hemen hemen bütün yıl boyunca bu dalış yapmanın mümkün olmasıdır. Dalış güvenliği oldukça iyidir. Fiyata dahil olarak sunulan modern malzemeler ve İngilizce ve Almanca bilgisine sahip eğitmenler, Alanya da ki dalış tecrübenizin iyi geçmesini sağlayacaklardır. İster daha önceleri birçok kez, isterseniz hayatınızda ilk kez dalış yapacak olun ,Alanya?da dalmak bir zevk olacaktır. Hiç şüphesiz bu sizde birçok hoş anı bırakacak ve tatilinizin en güzel tecrübelerinden birisi olacaktır.

ALANYA?DA YAPABİLECEĞİNİZ DALIŞLAR

Dalış brövesine sahip dalıcılara, Dalış Rehberleri nezaretinde gezinti dalışı yaptırılmak suretiyle, Alanya?nın sualtı doğası ve florası tanıtılır.  Dalış turları her gün düzenlenmektedir.  Teknelerde öğle yemeği, bar, duş gibi imkanlar da mevcuttur.Derin dalış ,Gece dalışı,Batık dalışı,Bot dalışı,Mağara dalışı,Dalış Kondisyonu ve keyifli dalış turları...,Sualtı doğası ve florası...,Sualtında görüntü avcılığı.

AKVARYUM

AKVARYUM Alanya limanına en yakın dalış bölgesi olup, yaklaşık 5 dk.  mesafededir.  Derinlik 4 ile 25 mt. arasında değişmektedir.  Bu bölgede genellikle eğitim amaçlı dalışlar yapılmaktadır.  Ayrıca, hava şartları bakımından da alternatif dalış noktasıdır.  Dip yapısı, kayalık ve otluktur.  Burada Ahtapot, İskorpit, Müren, Orfoz, Böcek ve  Çavuşbalığı görülebilir.

ANFORA

ANFORA Limana en yakın ikinci dalış bölgesi olup, mesafesi tekne ile gidildiğinde yaklaşık 5 dakikadır.  Adını kırık anfora döküntüsünden almaktadır.  Derinliği max.  29 mt.?dir.  Deniz canlıları açısından zengin bir bölgedir.  Genellikle Orfoz, Müren, Ahtapot, Vatoz ve Domuz Balığı görülmektedir.  Dip yapısı kayalıktır.

KORSAN

KORSAN Gerek tecrübeli dalgıçlar ve gerekse eğitim amaçlı dalışlar için çok yönlü bir yerdir.  Alanya Limanına 8 ila 10 dk. mesafededir.  Minimum 10 mt. maksimum 32 mt. derinliktedir.  25 mt. derinlikte batık tekne yer almaktadır.  Bölgede yer alan Korsan Mağarası, açık ve büyük bir mağaradır.  Tehlikeli herhangi bir yanı yoktur.  Mağaraya giriş 12 mt. derinlikte başlar.  Hemen girişinde çok eski ve 1 mt.çapında değirmen taşı bulunmaktadır.  Mağaranın girişinden itibaren yer alan taşlar, adeta bir renk cümbüşünü andırmaktadır.  Mağaranın iç taraflarında dalgıçlar satıh yapabilirler ve fener marifetiyle yarasa görebilirler.  Bölgenin dip yapısı kayalıktır.  Dip canlıları açısından da Orfoz, Ahtapot, Barakuda, Böcek ve Vatoz görülebilir.

TERAS

TERAS    Alanya Limanına tekne ile uzaklığı 10 dk. civarındadır.  Derinlik 7 ila 25 mt.  arasında değişmektedir.  Bölgenin dip yapısı,  inişli çıkışlı olup, kayalıktan ibarettir.  Deniz canlıları açısından  bölgede daha çok küçük kabuklu canlılar bulunur.  Ayrıca, dağın eteklerine doğru 3-5 mt. gibi derinliklerde de kaya oyuklarına gizlenmiş Müren görülebilir.

ORTA MAĞARA

ORTA MAĞARA Alanya Limanına 12 dk. mesafededir.Minimum 15 mt. maksimum 34 mt. derinliğe sahiptir.  Bölgede yer alan mağaranın girişi 15 mt. derinliktedir.  Bu bölge, tecrübeli dalgıçlar ve derin su dalışları için uygun bir yerdir.  Dip yapısı kayalıktır.  Deniz canlıları açısından Orfoz, Ahtapot, Eşkina, Müren, Böcek ve Karagöz görülebilir.

AŞIKLAR

AŞIKLAR Alanya Limanına 15 dk. mesafededir.  Bölgenin derinliği 10 mt. ila 34 mt.  arasında değişmektedir.  Tecrübeli dalıcılar ve eğitim amaçlı dalışlar için uygun bir yerdir.  Dip yapısı kayalıktır.  Sualtı canlıları açısından zengin bir bölgedir.  21 mt.  derinlikte eski bir gemi çapası bulunmaktadır.  Dağın eteğinde ve 4 mt. derinlikte  küçük ve kapalı bir mağara vardır.

DİLVARDA DOĞU

DİLVARDA DOĞU Alanya Kalesinin en uç noktası olan burunun doğu tarafı olup, limana uzaklığı 17 dk. mesafededir.  Dip yapısı kayalıktan oluşmaktadır.  Bölgenin derinliği 5 ila 35 mt. arasında değişmektedir.  Sürüler halinde balık görülebilir.  Eğitim amaçlı dalışlar için uygun bir yerdir.

DİLVARDA BATI

Alanya Kalesinin en uç noktası olan burunun batı tarafı olup, limana uzaklığı 20 dk. civarındadır.  Kayalık bir bölgedir.  Derinlik 5 ila 40 mt.  arasında değişmektedir.  Akıntı ve derin su dalışları için ideal bir yerdir.  Özellikle eğitim amaçlı dalışlar için de çok uygundur.  Sualtı canlıları açısından zengin bir bölgedir.  Sürüler halinde balık görülebilir.

FOSFOR

FOSFOR Limana uzaklığı tekne ile gidildiğinde 20 dk. mesafededir.  Bu bölgenin derinliği 8 ila 33 mt. arasındadır.  Bölgede, biri 5 mt.? de, diğeri ise 12 mt.? de yer alan iki ayrı mağara grubu bulunmaktadır.  Bölgenin dip yapısı kayalıktır.  Sualtı canlıları açısından  zengin bir yerdir.  Bölge, hem lisanslı dalıcılar hem de kursiyerler için her türlü dalış şekline olanak vermektedir.  Gece dalışları için de uygun bir yerdir.

KIRIKTAŞ

KIRIKTAŞ Alanya  Limanına uzaklığı tekne ile gidildiğinde 20 dk.? dır.  Derinlik  5 ila 20 mt. arasında değişmektedir.  Dip yapısı kayalıktır.  Günlük dalış kursları için ideal bir yerdir.  Dağın eteğine doğru 4 mt. derinlikte, uzunluğu 10 mt. genişliği ise 2 mt.  olan bir mağara bulunmaktadır.  Sualtı canlıları açısından zengin bir bölgedir.  Ayrıca, tecrübeli dalıcılar buradan fosfor mağarasına da gidebilirler.

TÜNEL

TÜNEL Limana uzaklığı 22 ila 25 dk. mesafededir.  Kalenin batı tarafında 13 mt.  derinlikte giriş ve çıkışı olan bir tüneldir.  Tünelin genişliği 3 ila 6 mt. arasında değişmektedir.  Uzunluğu ise 42 mt.? dir.  Ayrıca tünel boyunca küçük küçük cepler (odacıklar) bulunmaktadır.  Sualtı canlıları açısından zengin bir yerdir.

RAMBO

RAMBO Dalış noktaları  içerisinde, limana uzaklık bakımından en son noktadır.  Kleopatra plajına yakın, Alanya?nın belki de en sevilen dalış yeridir.  Tekne ile gidildiğinde limana olan mesafesi yaklaşık 25 dk.? dır.  13 mt. derinlikte, 4-5 dalıcının yan yana girebileceği büyüklükte ve 6-7 mt. uzunluktaki bir tünelden geçilerek, yarısı hava dolu bir mağaraya çıkılır.  İçerisinde sarkıt ve dikitler yer almaktadır.  Mağarada su yüzeyinin üstündeki hava boşluğu kimi yerde 8-10 mt.? yi bulmaktadır.  Alanya?nın gözde yerlerinden  sayılan meşhur Damlataş Mağarasını andırmaktadır. Dip yapısı kumluktan ibaret olan mağara içerisinde, bir fok balığı ve yuvası bulunmaktadır.  Şanslı gününüzdeyseniz bu fok balığını yakından görebilirsiniz.  Söz konusu mağarada, suyun bulanmaması için dalıcıların zeminden 1 mt. yükseklikte yüzmesi gerekmektedir. Alanya Sualtı Turizminin en önemli özelliği, dalış yerlerinin şehir merkezinde ve kale etrafında yer almasıdır. Bu avantajı sayesinde bir gün içerisinde ikiden fazla dalış yapmak mümkündür. İlginç bitki örtüsü, çeşitli sualtı canlıları, özellikle sualtı mağaraları ve kovuklar Alanya?yı gözde bir dalış bölgesi haline getirmiştir.

ESKİ ALANYA EVLERİ

Genelde üç katlı olarak yapılan evlerimizin zemin katları gedey (hayvanların kaldığı bölüm), 2. ve 3. katları ise dubleks şeklinde yapılmış çok odalardan ibarettir. İkinci ve üçüncü katlar en güzel manzaradan yana veya hatta iklimimizin yaz kış özellikleri göz önünde tutularak, en iyi şekilde istifade edilebilecek şekilde yapılmışlardır. Çok fazla hayvanları olanların, evlerinden ayrı bir ahırlarının olduğunu unutmamak lazımdır. Yaz aylarında bunaltıcı sıcaklarda, püfür püfür esen meltemden yana yapılmış bir çanişirde (şahnişin) sere serpe oturmağa doyum olmaz. Kış aylarında ise, meltem almayacak yönde yapılmış, büyük ve "küçük içeri" dediğimiz yatak odaları ne evlerimizin oranlarına göre yapılmış ocaklıktı (şömine) misafir odalarında koca kütükleri ocağa dayayıp yakmak, eskilerin keyfidir Alanya'da. "Büyük içeri" dediğimiz odanın gerek yüklük üstlerine ve gerekse merdiven üstlerine yapılan bölümleri de musandere (musandıra) olarak kullanılır. "Hayat" dediğimiz günlük oturma odaları, eski tip banyo ve tuvaletleriyle ve hatta evlere dayalı bir şekilde yapılan çardaklarıyla birer ata yadigârı olan evlerimize iyi bakalım.

YAYLALAR

Alanya?da turizme kazandırılan yeni bir aktivite de yayla turlarıdır. Seyahat acenteleri tarafından düzenlenen yayla turlarına, deniz, kum ve eğlence dışında bir yenilik arayan turistler ilgi gösteriyorlar. Birbiri peşi sıra hızla seyreden ciplerle yapılan safari turlarında turistler toprak yollarda toz yutmanın "keyfini" yaşıyorlar. Alanya?nın en çok bilinen ve gidilen yaylası Gedevet-Türbelinas yaylasıdır. Gedevet Türbelinas için Alanya merkezinden kuzeye, dağlara yönelmek gerekiyor. 23 km?lik asfalt yol çok hızla yükseliyor. Uzunca bir süre Alanya gözden kaybolmuyor. Alanya?nın panoromik manzarası çok ilgi çekicidir, en yüksek noktada durup çevreyi seyretmenizi öneririz. Özellikle sıcak havalarda çam ve sedir ağaçlarının gölgesinde yapılan yayla yolculuğunun keyfine diyecek olmuyor. Gedevet yayla yolu üzerinde, turistlere hizmet vermek üzere lokantalar açılmış. Ayrıca piknik alanları da mevcut.

Denizden 1010 metre yüksekliğindeki Gedevet?e yaklaşık 40 dakikada çıkılıyor. Gedevet?de bir apart otel ve iki lokanta var. Lokantalarda, tavuk, bıldırcın, et ve alabalık servisi yapılıyor. Otelin ayrıca lokantası da var.

Türbelinas köyünde çok sayıda yayla evi var. Evler sıcaktan kaçan Alanyalıların.Alanya merkezinden çıkılabilecek bir diğer yayla da, Mahmut Seydi. Mahmut Seydi yaylasına çıkış 25 km sürüyor. Köye Alanya merkezinden minibüsler de çalışıyor.

Tıpkı Gedevet gibi, Alanya?nın yaz sıcağından bunalanlar için bir kaçış yeri Mahmut Seydi. 13. yüzyılda yapılmış camisi görülmeye değer. Caminin dışı onarım görmüş. Ama içi ve özellikle tahta işlemeleri göz alıcı. Avlusundaki çeşme orijinal. 650 yıllık köknar ağacıysa aşağı yukarı camiyle yaşıt. Yeşillikler içindeki vadi, dağlar ve çevreye dağılmış köy evleri tabloyu tamamlıyor. Dağ manzaralı Toros Piknik Restaurant da köyden 3 km aşağıda hizmet veriyor.

Alanya Yörükleri yaz gelince yaylalara çıkarlardı. Hayvanlarına otlatmak ve yaz sıcağından kaçmak için. Şimdi de çıkanlar var. Seyahat acentaları turlar düzenliyorlar. İsterseniz kendiniz de dolaşabilirsiniz.

TOROS YAYLALARI

Toros Dağları, göğsünü Akdeniz'in ılık meltemlerine açmış, karlı dorukların eteklerinde, Yörük kilimi gibi üstünde bütün renklerin çiçeklendiği, yaylalar, çam, ardıç, köknar, sedir ağaçları ve meyve bahçeleri ile iç içedir. İlkbaharla birlikte çiğdemler çiçek açtığında Yörükler hayvanlarını otlatmak için Toros yaylalarına çıkmaya başlarlar. Akdeniz sıcaklıklarının etkili olduğu yaz aylarında ise çevre yerleşmelerden, soğuk ve billur gibi temiz pınarların kaynadığı, serin yaylalara çıkışlar giderek hızlanır.

Bitki Türleri: Bitki türleri bakımından çok zengin olan Toros Dağlarında; kıyıdan başlayarak rakım yükseldikçe bitki türlerinde de değişiklik ve çeşitlilik başlar. Narenciye bahçeleri, maki türleri, sandal, meşe türleri, çınar, yabani zeytin, böğürtlen, melengiç, kesme, funda, sığla ağacı (Muğla), sakız ağacı, erguvan, kocayemiş, karaçalı, kızılcık, defne, çam türleri, ardıç türleri, kayın, toros köknar, sedir ağaçları ile mevsimine göre kardelen, yabani siklamen, nergis, sümbül, gelincik, kekik, lavanta, nane, semizotu, papatya, lale vb. gibi bitkilere çok sıkça rastlanır.
Yaban Hayatı: Toros Dağları florası olduğu gibi yaban hayatı bakımından da zengindir. Toros Dağlarında güvercin, karatavuk, keklik, turaç, bıldırcın, üveyik, çulluk, kartalgiller, sığırcıkgiller, ispinozgiller, doğangiller, sarıasmagiller gibi kuş türleri ile geyik, alageyik, yaban keçisi, yaban domuzu, vaşak, karaca, tilki, tavşan, kurt, çakal, sansar, sırtlan gibi hayvanlar doğal ortamları ile gözlenebilirler.

AKŞEBE TÜRBESİ-MESCİDİ

Alaeddin Keykubat?ın Alanya Kalesini almasından dokuz yıl sonra 1230 yılında yapılmıştır. Akşebe?nin kim olduğu kesin bilinmemekle birlikte söz konusu kişinin kalenin ilk dizdarlarından olduğu 7 satırlık kitabesinden anlaşılmaktadır. Yapı dikdörtgen planlı olup, üzeri kubbe ile örtülü iki mekandan oluşmaktadır. Esas yapı kırmızı renkli tuğladan inşaa edilmiştir. Bir çok kez onarımı yapılarak günümüze ulaşan yapının önceleri yazlık mescit olabilecek doğudaki mekanında iki adet mezar bulunmaktadır. Kuzey batı yönde yapılan ayrı olarak inşaa edilmiş, tuğladan yapılmış ve üzerine mavi sırlı çiniden serpiştirilerek süslenmiş minare bulunmaktadır.

ARAP EVLİYASI

Arap evliyası olarak bilinmekte olan bu yapı tarihi geçmişi içerisinde üç dönemi ortaya koymaktadır. İlk evresinde (Hellenistik Dönem) 6 metre genişliğinde kare planlı kule olan yapı kalıntıları üzerine ikinci evrede (Bizans Dönemi) küçük bir kiliseye dönüştürülmüştür. Son evresi olan Selçuklu Döneminde bu kilisede iç kaledeki diğer kilise gibi korunmuş, çatı kısmı mazgallı bir korkulukla emniyet altına alınmıştır. Kilisenin önündeki alan Hıristiyanlık ve İslami  dönemde mezarlık olarak kullanılmıştır. Bugünkü ismi olan Arap Evliyası adını da buradaki bir mezardan almıştır.

 

Son Güncelleme ( Cumartesi, 26 Şubat 2011 22:13 )